Fener Balat Hakkında

Fener;

İstanbul’un Haliç kıyısındaki tarihi semtlerinden biridir. Bir yanında Cibali, diğer yanında Balat’ın bulunduğu semtin en önemli özelliği, Ortodoks mezhebinin merkezi konumundaki İstanbul Patrikhanesi’nin 1601 yılından bu yana burada Ayios Yeoryios (Aya Yorgi) Kilisesi’ne yerleşmiş olmasıdır. Ayrıca Bulgar (Stefan Sveti) Kilisesi,  Dimitri Kantemir veya Vlah Sarayı, Kanlı Meryem Kilisesi veya Panayia Muhliotissa Kilisesi, Tur-i Sina (İoannes Prodromos Kilisesi), Kırmızı Mektep (Fener Rum Lisesi) ve II. Mehmed (Fatih) döneminde yapıldığı sanılan Fenerkapısı Mescidi semtin önemli yapılarıdır. Bizans döneminde burada, Haliç kıyısında bulunan bir fener semtin Fanarion adıyla anılmasına neden olmuştur. O dönemde Haliç surlarından semte girmek için kullanılan kapıya Porta Fari (Fener Kapısı) denilmekteydi. Bu kapı bugün mevcut değildir. Fener’de Osmanlı döneminde Rumlar ve varlıklı Museviler oturuyordu. Osmanlı yönetimi başka ülkelerle ilişkilerinde Fenerli Rumlardan tercüman olarak yararlanıyordu. Fenerli Rumlar Osmanlı Hariciye Vekaleti’nde yüksek mevkilere tırmanmışlardı. 18. ve 19. yüzyıllarda Fener sahillerinde varlıklı Rum ailelerin yalıları bulunuyordu. 20 yüzyılın başında semt tamamen gayrimüslimlerin oturduğu bir görünümdeydi. I. Dünya Savaşı sonunda İstanbul’da galip devletlerce kurulan işgal yönetiminin 1923’te kalkmasıyla birçok Rum aile Yunanistan’a göç etti. Semt 6-7 Eylül 1955 olaylarına kadar yarı yarıya Müslüman ve Hristiyan ailelerden oluşan bir nüfus yapısına sahipti. Müslüman aileler genellikle Karadeniz kökenliydiler. Kıbrıs sorunu nedeniyle 6-7 Eylül olaylarında semtteki Rum ev ve işyerleri tahrip edilince Rum nüfus İstanbul’un başka semtlerine taşınmak ya da Yunanistan’a göç etmek zorunda kaldı. Bugün Fener?de Rum ve diğer gayrimüslim nüfus yok dencek kadar azdır. Semtte 19. yüzyılda çıkan yangınlardan sonra ızgara planlı bir sokak yapısında, kagir evlerden oluşan bir doku oluşmuştur. Bugün harap haldeki bu yapıların küçük bir bölümü Avrupa Birliği fonlarıyla onarılmaktadır. 1930’lu yıllardan sonra semtin Haliç kıyısı fabrikalarla dolmuş, ancak bu yapılar 1984-1989 arasında İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığını yapan Bedreddin Dalan tarafından yıktırılarak bugünkü sahil yolu açılmıştır.

No images found.

 

Balat;

İstanbul’un Fatih ilçesinde Haliç kıyısında Ayvansaray ile Fener arasında bir semttir. Balat adı, muhtemelen “Palation” (saray) kelimesinin bozulmuş şeklidir ve surlardaki Blaherna Sarayı’na yakınlığından ötürü semt bu adla tanınmıştır.
İstanbul tarihinde Balat’ın özel önemi, İspanya’dan gelen Yahudilerin burada yerleştirilmesi ve yakın zamanlara kadar buranın başlıca Yahudi mahallesi olarak varlığını sürdürmesidir. Ayrıca Yahudilerin Balat çevresine yerleşmeleri Gürcistan Yahudilerini de bu bölgeye çekmiştir. İspanya’da Engizisyon’dan kaçan Sefardim kolundan Yahudiler II. Bayezid’in davetiyle İstanbul’a gelmişlerdi. 15. yüzyıldan itibaren İstanbul’un Musevi toplumu Balat’ta ve Haliç’in karşısında Hasköy’de oturmuştur.Yahudi evlerinden günümüze kalan örnekler mahallenin içlerine doğru çoğalır. Bunlar genellikle üç katlı, dar ön yüzlü, ikinci ve üçüncü katlarında cumba gibi çıkmaları olan binalardır.
Eski Balat kapısından içeri girildiğinde sağ tarafta Yanbol Sinagogu, az ilerisinde de Makedonya’nın Ohri kasabasından gelen Yahudilerin yaptırdığı Ahrida Sinagogu bulunur. Balat’ın en eski sinagogunun burada olduğu sanılmaktadır ancak bugünkü yapı 19. yüzyıl ortalarından kalmadır.
Balat Yahudileri 1950’lerden itibaren İsrail’e göçmüşlerdir. Kalanlar da şehrin başka semtlerine taşındıklarından Balat’ta çok az sayıda Yahudi kalmıştır. Semtte ayrıca Ayios Strati Ortodoks Kilisesi bulunur. Semtteki başlıca cami Mimar Sinan’ın eseri olan Ferruh Kethüda Camii’dir. Caminin az ilerisinde ise aslen bir Rum Ortodoks kilisesi olan ama 1629’da Ermeni-Gregoryen toplumuna verilen Surp Hreşdegabet Kilisesi bulunur.

 

Ayvansaray;

İstanbul’un Fatih ilçesine bağlı mahallelerden biridir. Tarihî yarımadada, suriçinde kalan mahalle Haliç’in güney kıyılarında kurulmuştur. Doğusunda Balat, batısında, Eyüp’ün Defterdar mahallesi, kuzeyinde Haliç ve güneyinde Edirnekapı yer alır. Günümüzde Ayvansaray, Bizans döneminde antik Blakernai (Yunanca: ?????????) semtinin kurulu olduğu yerdedir.
Mahallenin adının kökenine ilişkin birkaç görüş vardır. Bunlardan biri; Osmanlı döneminde saraya ait bazı egzotik hayvanların özellikle de fillerin, buradaki Blaherne Sarayı’nda (günümüzde Tekfur Sarayı) barındırılmasından ötürü bu semte “hayvan sarayı” dendiği; bunun da zamanla değişerek Ayvansaray’a dönüştüğü yönündedir. Bir diğer yaygın kanı da, semt adının yüksek bina anlamına gelen “eyvan” sözcüğünden geldiğidir. Ayvansaray’da gerek Bizans döneminden, gerekse Osmanlı döneminden kalma pek çok tarihî yapıt bulunur. Bunlar arasında, Bizans döneminde kilise olarak kullanılırken İstanbul’un Türklerce ele geçirilmesinden sonra camiye çevrilen Atik Mustafa Paşa Camii, Tekfur Sarayı kalıntıları ve Anemas Zindanları vardır.

 

Haliç;

Haliç, (Altın Boynuz olarak da bilinir) İstanbul’un Avrupa yakasını kaplayan Çatalca Yarımadası’nın güneydoğu ucunda, Boğaziçi girişinde, İstanbul (Tarihi yarımada) ve Beyoğlu platolarını birbirinden ayıran deniz girintisi. Denizin kendisine ulaşan akarsu yatağının bir bölümünü istila etmesiyle meydana gelen yapının jeomorfolojik adı olan Arapça haliç sözcüğü, İstanbul halicinin kent açısından taşıdığı önemden dolayı Osmanlılar döneminden bu yana bir özel isim haline gelmiş, birçok semti kapsayan bir kent bölgesi adı olmuştur.

Adını Yunan efsanesine göre; Megaralılar, kralları Beyaz’ın annesi Keroessa için Altın Boynuz ismini vermişlerdir.

Tarihi ise; Bizans döneminde kolonileşme de burada başlamıştır. Aynı zamanda Bizans İmparatorluğu’nun denizcilik merkeziydi. Sahil boyunca uzanan duvarlar, şehri bir deniz filosu saldırısından korumak için inşa edilmiştir. Haliç’in girişinde istenmeyen gemilerin girişini engellemek için, şehirden karşıya eski Galata kulesi’nin kuzeydoğu ucuna uzanan geniş bir zincir vardı. Bu kule Latin haçlılarınca 4. Haçlı Seferinde 1204 yılında geniş bir şekilde tahrip edildi. Fakat Cenevizliler yanına yeni bir kule inşa ettiler. Bu kule meşhur Galata Kulesi 1348 Christea Turris (Tower of Christ:İsa’nın Kulesi) diye adlandırılır.

Haliç’i karşıdan karşıya kapayan zinciri kırabilecek veya hile ile galip gelebilecek dikkate değer üç zaman vardı. Onuncu yüzyılda Viking’ler uzun gemilerini boğaz dışına, Galata etrafına sürüklediler ve onları kızaktan tekrar Haliç’in içine indirdiler. Bizans’lılar onları Yunan ateşi ile yendiler. 1204 de 4.Haçlı seferinde, Venedik gemileri zinciri koç ile kırabilecekti. 1453 de Osmanlı Sultanı II. Mehmed’in gemilerini yağlanmış kütükler üzerinde Galata içlerinden karşı yana geçerek Haliç’e indirmesi.*

Şehrin, Fatih Sultan Mehmed’e tesliminden sonra; Rumlar, Gürcüler, Yahudiler, İtalyan tüccarları ve diğer gayri müslimler Haliç boyunca fener ve Balat bölgesinde yaşamaya başladılar. Bugün altın Boynuz her iki yakada yer alır. Sahil boylarınca parklar vardır. Güzelliği ve tarihinden dolayı turistlerin ilgisini çekmektedir.

Haliç Osmanlı döneminde yoğun Yahudi, Rum, Ermeni ve Gürcü nüfusun yaşadığı bir bölge idi. Osmanlı dönemninin münevverlerinin takip ettiği Karyağdıbaba, Karaağaç ve Sütlüce, Giresunlu Tekkesi bu bölgede bulunmaktadır. Günümüzde Galata köprüsü; Galata ve Eminönü’yü Haliç üzerinden birleştirir. Haliç üzerinde diğer iki köprü de Atatürk Köprüsü ve Haliç Köprüsüdür.

1980’li yıllara kadar; endüstriyel atıkların döküldüğü bir yer olan Haliç, dönemin Belediye Başkanı Bedrettin Dalan “Haliç’i gözlerim gibi mavi yapacağım” vaadiyle döneminde temizlenilmeye başlanmış; 2000li yıllarda temiz bir hale getirilmiştir.

 

Karaağaç Tekkesi

Haliç, Sütlüce da III. Sultan Mustafa (1757-1774) devrinde yapılan Karaağaç Tekkesi, Bektaşi tekkelerinin en önemlilerinden biri olarak biliniyor. 1826 yalında II. Mahmut tarafından ?Yeniçeri Ordusu?nun lağvedilmesi ile birlikte diğer Bektaşi tekkeleri gibi kapatılan Karaağaç Tekkesi, Abdülaziz döneminde (1861-1876) ?Hasip Baba? tarafından yeniden faaliyete geçirilmiş ancak Cumhuriyet döneminde tekke ve zaviyelerin kapatılmasını öngören kanun gereği ikinci kez kapatılmıştı. Osmanlı arşivlerindeki kayıtlarda ise tekkenin II. Beyazıt Vakfiyesi?ne bağlı olduğu ve 16. yüzyılın başlarından itibaren faaliyette olduğu belirtiliyor. Bu durumda tekkenin 500 yıllık bir geçmişi olduğu ortaya çıkıyor.

 

Giresunlu Tekkesi

9731 numaralı Maliye’den Müdevver Osmanlı Devlet arşivi defterine göre Haliç’in karşı kıyısında Sütlüce’de Giresunlu Tekkesi ismiyle bir Bektaşi tekkesi daha bulunmaktadır. Karaağaç Tekkesinin yakınında bulunan bu tekke de tamamen yıktırılmıştır.

Defterin kenarlarına düşülen ve “derkenar” olarak adlandırdığımız notlardan bu iki tekkenin de Sultan II. Bayezıd evkâfından olduğu kayıtlıdır. Bunun yanı sıra Karyağdı Ali Baba Tekkesi de (yapılış: 1758) bu defterde kayıtlı olup yıktırılan tekkelerden biridir.

9731 nolu defter bilgileri, Osmanlı Devleti’nin fermanla kendi koyduğu kurala kendisinin uymadığını da göstermektedir.

II. Mahmud yayınladığı fermanda 60 yıldan eski olan Bektaşi tekkelerinin camiye ya da medreseye çevrilmesi yolunda karar vermiş bulunmaktaydı.(BOA.HAT. 290/17351) Ancak bu durumun İstanbul’daki tekkelerde biraz zorlanarak uygulandığı görülmektedir. Karaağaç Tekkesi, III. Mustafa döneminde yapılmıştır; bu dönem başlangıç kabul edilirse tarih ucu ucuna 60 yıla ulaşmaktadır. Karyağdı Ali Baba Tekkesi ise 68 yıllıktır

 

Leonardo Da Vinci’nin Köprüsü

2006 tarihindeki açıklamasına göre; Çırağan Sarayı, Yıldız Sarayı ve Sümela Manastırı restorasyonlarını yapan Bülent Güngör tarafından Da Vinci’nin orijinal planında olduğu gibi bir köprüyü yapılacağını iletti. Bu köprü, orijinalinde olduğu gibi 240 metre uzunluğunda, 8 metre genişliğinde, ve denizin 24 metre üstünde olacak. 1502’de Leonardo da Vinci, tek kemerli ve ayakları arasındaki açıklığı 240 metre (720 ayak) olan köprü çizimini sivil mühendislik projesi olarak Sultan II. Beyazıt için üretti. İki ayağının arasında tarihin en eski Magicland’i vardır. Köprü Altın Boynuz için tasarlanmıştı. Asla inşa edilemedi. Onun dizaynına dayanan küçük bir köprü Norveç’te Aas yakınında inşa edildi (2000).

No images found.

 

Kaynak,
Vikipedi

 

Fener, Balat ve Ayvansaray Rehber

Gül Camii (Ayia Theodosia

İstanbul’un Ayakapı semtindeki ( Küçük Mustafa Paşa )  Doğu Roma döneminden kalma dinî yapıdır. Eski adı ve yapım tarihi hakkında kesin bilgiler olmamakla birlikte 10. ya da 11. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. İkonoklazm akımı sırasında Büyük Saray’ın ana girişi Halki Kapısı üzerindeki İsa ikonasının indirilmesine karşı çıktığı için öldürülen Theodosia adlı kadının kutsal emanetlerinin bu kiliseye konduğu ve bu kilisenin Aya Theodosia olduğuna inanılır. 1499 yılında camiye çevrilmiştir. Bina tuğla tonozlu bir bodrum üzerine inşa edilmiştir. Kilisenin planı Yunan haçı biçimindedir. Kubbe, duvarlara bitişmeyen dört ayak üstünde durur. Binanın doğu tarafında, ortadaki daha geniş olmak üzere üç apsis vardır. Apsislerdeki nişler ve tuğla bezemeler 13. ve 14. yüzyıllardaki tamirler sırasında yeniden yapıldığını gösterir. Orta apsisle sağ yan nef arasındaki payede içinde bir mezar olan bir hücre bulunur.

No images found.

 

 

Cibali Karakolu

Cibali semti adını İstanbul?un fethi sırasında Cebe Ali adlı derviş ve müritlerin postlarını denize atıp üzerinde yürüyerek karşıya geçmeleri söylencesinden almış. Muammer Karaca?nın ünlendirdiği Cibali Karakolu?nun yerinde bugün ?Nevi Cafe? var.

No images found.

 

 

Küçük Mustafa Paşa Hamamı (Mimar Sinan Hamamı)

İstanbul?un fethedildiği tarihte gemicilerin temizlenmesi için inşa edildiği belirtilen hamam, 8 milyon dolara satışa çıkarıldı. Fatih Sultan Mehmet döneminde, Kara Mustafa Paşa tarafından inşa ettirilen yapı, 15?inci yüzyıl hamam örneklerini barındırıyor.

No images found.

 

 

 Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi

Ayasofya?nın Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye çevrilmesinin ardından Ortodoksluğun merkezi birkaç defa yer değiştirdi. Patrikhane, faaliyetlerini kentin ikinci büyük kilisesi olan Havariyun?da yürütmeye başladı. 1455?te Pammakaristos Manastırı?na taşındı. 1586?da,  III. Murad döneminde boşaltılan kilise, 1591?de Fethiye adıyla camiye dönüştürüldü. Patrikhane, önce Fener?deki Vlah Sarayı Kilisesi?ne, 1597?de Ayvansaray?daki Ayios Dimitrios Kilisesi?ne taşındı. 1602?deyse Fener?deki Ayios Yeoryios Manastırı?na yerleşti ve bu tarihten sonra faaliyetini burada sürdürdü.

No images found.

 

 

Aya Yorgi Kilisesi

Ortodoks Patrikhanesi bu kilisenin avlusunda yer almakta. 1720 yılında bazilika tipinde inşa edilen kilise, mimari açıdan gösterişli olmasa da içerisinde çok değerli eşyalar barındırıyor. 5?inci yüzyıldan kaldığı söylenen patrik tahtı, üç mozaik ikon, Kudüs?te Hz. İsa?nın bağlanarak kırbaçlandığı kabul edilen sütun ve üç azizeye ait tabutlar bunlara örnek.

No images found.

 

 

Panagia Muhliotissa Kilisesi

(Meryem Ana Kilisesi, Kanlı Kilise)

İmparator Maurikios?un iki kızı Sopatro ve Eustolia?nın 6?ncı yüzyılda kurduğu kadınlar manastırı, 1261 yılında genişletildi. Prenses Maria 1265 yılında evlilik için Moğol Hakanı Hülagu?nun sarayına gönderildi. Hülagu ölünce oğlu Abaka Han?la evlendi, ancak birkaç yıl sonra Abaka Han, kardeşi Ahmet tarafından öldürülünce Maria geri dönerek rahibe oldu. ?Moğolların Meryem?i? anlamına gelen ?Panagia Muhliotissa?ya ismine bu hikayenin kaynaklık ettiği düşünülmekte.

No images found.

 

 

Dimitri Kantemir?in Evi

 Dimitri Kantemir, önce Boğdan Prensi, sonra da Boğdan Voyvodası olmuştu. 1673?te doğan Kantemir, Doğu incelemelerinin öncüsü, klasik Türk musikisine ?Ebced? notasını getiren bilgin, haritacı, mimar, filozof, tarihçi, dil bilgini, sanatçı ve siyasetçi olarak tanındı.

No images found.

 

 

Sveti Stefan Bulgar Kilisesi

19?uncu yüzyılda milliyetçiliğin savurduğu rüzgarlar, o güne kadar Fener Patriği?ne bağlı Bulgarların, dini ayinlerini kendi dillerinde yapmak istediklerini söyleyerek Patrikhaneye başkaldırma-larına sebep olur. Bu tepkiler sonucu Sultan kilise için izin verir. 1892?de açılan uluslararası yarışmayla, Avusturya firması R. Ph. Waagner tarafından yapılan kilise 1898?de ibadete açıldı.

No images found.

 

 

Turu Sina Metokhionu

Sahil yolu üzerinde taş ve tuğladan inşa edilmiş manastırın kapısının üzerinde 400 yıldır duran Hz. Muhammed?in el izini temsil eden  mermer, 2007?ye kadar korunuyordu. Tam olarak Bulgar Kilisesi karşısın da bulunmaktadır.

No images found.

 

 

Ahrida Sinagogu

 İstanbul’un Fatih ilçesinin Balat semtinde, Kürkçü Çeşme Sokağı?nda yer alan sinagogdur. 15. yüzyılın başlarında yapılan ve adını, kurucularının İstanbul’a göçettikleri bugün Makedonya Cumhuriyeti?nde yeralan Ohri kentinden alan sinagog, bugün de İstanbul’daki en geniş kapasiteli sinagogdur. Romanyotlar tarafından kurulan bu sinagog, Romanyotlar Sefaradların altında asimile olmalarıyla zamanla Sefarad sinagogu haline gelmiştir.Tuğla ve yığma taştan inşa edilmiştir. Sinagogun tevası (dua kürsüsü) bir gemi pruvasını andırır. Yapının avlusunda bir midraş (okul) bulunmaktadır. Sabetaycıların peygamberi Sabetay Sevi’nin İstanbul’da ibadet etmek için ziyaret ettiği tek sinagogdur. Doksanüç Harbi esnasında Rus ordularına karşı savaşan Türk askerleri için dua tertip edilmiş, sözkonusu törene ilişkin ayrıntılı haberler The Illustrated London News gazetesinde ve L’Illustration dergilerinde de yayımlanmıştır. Ahrida Sinagogu Anıtlar Yüksek Kurulu’nun 16 Eylül 1987 tarihli kararı ile koruma altına alınmıştır.

No images found.

 

 

Ferruh Kethüda Camii

İstanbul’un Balat semtinde, Ayvansaray Mahallesi, Mahkemealtı Caddesi üzerinde yer alır. [Kanuni Sultan Süleyman’ınsadrazamı Semiz Ali Paşa’nın kethüdası yani kahyası olan Ferruh Ağa tarafından 1562-63 tarihinde inşa ettirilmiştir. Mezarı caminin ön tarafındaki hazire içinde bulunmaktadır. Mimar Sinan’ın eseri olan cami, Osmanlı döneminde Halvetiyye tarikatının Sünbüliye koluna ait bir tekke olarak da kullanıldığı için Balat Tekkesi adıyla da ünlenmiştir. Tekkeye ait diğer bölümler zaman içinde yıkılıp ortadan kalkmıştır. Külliyeden günümüze sadece cami ve çeşme kalabilmiştir. Dikdörtgen planlı olarak, kesme taştan inşa edilen caminin mihrabı baştan başa Tekfur Sarayı imalatı olan değerli çinilerle kaplıdır. Duvarlarındaki diğer Tekfur çinileri 1940’lı yıllarda çalınmış ve tahrip edilmiştir. 

Ferruh Kethüda Camii, tekkelerin kapatılmasıyla birlikte, 1925 yılından sonra uzun müddet hizmet dışı kalmış ve harap duruma gelmişken, semt halkı tarafından kurulan bir derneğin girişimleri ile 1953 yılında onarılmaya başlanmış ve Vakıflar İdaresi’nin desteğiyle de 1960 yılında yeniden ibadete açılmıştır. 1986 yılında yapı büyük bir onarım daha görmüştür. Kıble duvarında bir güneş saati olan cami düz kiremit çatılı, mütevazı bir binadır. Bahçede sonradan yapılan küçük bir süs havuzu yer alır.

Caminin bünyesinde Osmanlı şeriye mahkemelerinden biri de faaliyet göstermiştir. Üzerinde bulunduğu caddenin adı da buradan gelir. Eskiden Balat Şeriye Mahkemesi bu caminin avlusunda kurulurdu.

No images found.

 

Kaynaklar,
Vikipedi, Neşe MESUTOĞLU